İstanbul’un ilk seri katili Hıristanos

seri_katil_hristanos

Osmanlı başkentinin 1919’da başındaki en büyük dert işgaldi kuşkusuz. Bunun halka yansıyan yüzündeki bela asayişsizlik, onun simgesi de Hrisantos diye anılan Hıristo Anastadiyadis Ahilya’ydı.
Savaşın noktalandığı yıl 21 yaşındaydı Hıristanos. İstanbul’da Beyoğlu Papazköprü’de bakkal Yorgi’nin evinde doğmuştu. Babası 1910’da evi terk etmiş, kendisinden bir daha haber alınamamıştı. Annesi ise Derviş Sokağı’nda (şimdiki Peremeci Sokak) oturan genelev işleticisi Andrenohin’di. Koço adında bir ağabeyi ve bir kız kardeşi vardı Hıristanos’un. Suç listesi ağabeyi Koço’yla birlikte yaptığı kapkaççılıkla başladı.
Aynı zamanda İstanbul’un ünlü randevuevlerini bildikleri için, bunların odalarına komşu binalardan girerek kadınlarla birlikte olmak amacıyla gelen erkeklerin cüzdanlarını çalıyorlardı. Güzel yüzlüydü Hıristanos. Bu yanıyla delikanlılara meraklı kabadayıların gözdesiydi. Sakızlı Meyhaneci Deli Panayot ile Sarı Hıristo diye anılan iki sabıkalı onun yüzünden çatışmış, Hıristo ölmüştü.

İlk cinayet
Ağabeyiyle birlikte Kasımpaşa Emincami Mahallesi’nde ev tutan Hıristanos 1915’te daha on yedi yaşındayken yankesicilik, kap-kaççılık alanında ‘namlı’ birisi olmuştu. Bu alanda ustası Zafiri’yi geride bıraktığına inanıyordu polisler. Zamanla kendisi nadiren ‘işe çıkmaya’ başladı. Dönemin polis kayıtlarında adı Fantoma Mehmet, Demirci Andon, Lazari diye geçen kişilerden oluşturduğu çete Hıristanos namına Tatavla, Dolapdere, Bülbülderesi ve Beyoğlu’nun arka sokaklarına dehşet saçar oldu.
Hıristanos ilk cinayetini Bogazkesen’de işledi. Sütçülükle geçinen Recep Usta adında birini evine dönerken öldürüp üzerindeki parayı aldı. Bu olayın hemen ardından, adamlarının günlük hasılatına el koymaya çalıştıkları Dolapdere’deki bir randevuevi sahibinin imdat çağrısına giden Mehmet Efendi adında polis memurunu vurdu.
İki cinayet ününü İstanbul’un her köşesine yaydı Hıristo’nun. Artık hapisten çıkan sabıkalıların yanında çalışmak için başvurdukları ilk kişiydi o. Bir pazar günü Dolapdere Sinanköy Karakolu’nu bastı ve komiser muavinini başından vurdu. Ertesi gün Beyoğlu’nda gezerken onu tanıyıp silahına davranan bir komiseri vurdu. Polisler onunla karşılaşmamak için devriye gezmekten çekinmeye başladılar. Ziba’da bir içki âleminden dönerken yakaladığı polislerin silahlarını almış, peşine düşen bir polisi öldürmüştü.

Gördüğü polise kurşun!
Hıristanos artık gördüğü her polisi vuruyordu. O kahvehanede otururken içeri girenden, köşe başında ayakkabısını boyatana.
İstanbul emniyeti çareyi peşine sivil polis takmakta buldu. Ama bu tedbir de sonuç vermedi. Hıristanos muhbirleri vasıtasıyla bu sivil polislerin kimliklerini öğrendi ve ikisini vurdu. Halkın mazeret dinleyecek hali yoktu, polis ağır şekilde suçlanıyordu. Emniyet çaresiz kalınca doğrudan Hıristanos’un üzerine gitmektense önce onun yardımcılarını ortadan kaldırma kararını aldı. Peş peşe yapılan baskınlar sırasında üç yardımcısı vuruldu. Hıristanos ürkmüştü, kimliğini değiştirip ortadan kayboldu. Ama çetesi onsuz da alabildiğine soygun işini sürdürüyordu. Polise gizli verilen emir onun ve adamlarının kıstırıldıkları yerde canlı yakalanmasına çalışmamaktı.
Görüldükleri yerde öldürüleceklerdi. Bu rahatlatmıştı takip ekibindekileri. Nitekim peş peşe ‘infaz’ haberleri gelmeye başladı. Kolu kanadı kırılmıştı sonunda Hıristanos’un. Başına konulan ödül yoksul Rum gençlerini harekete geçirmiş onu ilk yakalayan olmak konusunda adeta bir yarış başlamıştı. Hıristanos tanındığı yerden kaçarken arkasında cesetler bırakmayı sürdürdü. Sonunda baskıya dayanamayıp gizlice Gülcemal vapuruna bindi ve Yunanistan’a kaçtı. Ama Atina’da da polisle başını derde sokmakta gecikmedi Hıristanos.
Sevgilisine göz koyduğunu düşündüğü bir jandarma subayını vurunca önce Selanik’e kaçtı ardından Türkiye’ye döndü.
Lakin yokluğunda ‘kopyaları’ türemişti. Mecburen bu kişilerle uzlaştı. Ancak onların işledikleri suçlar da Hıristanos’un hanesine yazılmaya başladı. Uyuşturucu satıcıları bıçaklanıp ‘mal’ları ellerinden alınıyor, güpegündüz tramvaylar durdurulup yolcuların cüzdanlarına el konuluyordu.
Polis bir kere daha onun başına konulan ödül işini canlandırdı. 2 bin liranın onu yakalayan ya da vuran sivil kişilere de verileceği ilan edildi. Ve bu ağ ilk meyvesini Hıristanos’un çocukluk arkadaşı bir balıkçı olan Agaton Gargaraça’da verdi. Araya iki Laz balıkçıyı koyarak polis merkezine gelen Gargaraça, Hıristanos’un saklandığı yeri ihbar etmesine karşılık ödülü almak konusunda anlaştı. Bu sırada iki mahalle kabadayısının bir lokantada Hıristanos’la karşılaşıp silahlarına davrandıkları, ama onun “Silahsızım, bu tavrınız delikanlılığa sığar mı” demesi üzerine serbest bıraktıkları haberi geldi.

Kim vuracak?
1920 senesinin eylülünde bir akşam Gargaraça, Papazköprü Karakolu’na çıkageldi ve Hıristanos’un ayağından yaralı olarak Direkçibaşı Sokağı’nda metruk bir evde saklandığını haber verdi. Polisin yıllardır peşinde olduğu suçlunun yaralı olarak kendisine geldiğini ve onu terk edilmiş bir evin ilk katında yatırdığını söylüyordu balıkçı.
Ama Gargaraça’nın meram anlatmaya çalıştığı komiser o akşam içkiden yıkılacak haldeydi ve yapılan ihbarla harekete geçmek yerine balıkçıyı başından savıp uyumanın derdindeydi. İş komiser yardımcılarının başına kaldı. Hedefin Hıristanos olduğu anlaşılınca baskına katılmaya istekli polisler ortalıktan kayboldular. Gargaraça Hıristanos’un onun yokluğundan şüphelenmemesi için dönmesi gerektiğini söyleyip gitmişti. Karakolda zar zor beş memur bulundu ve verilen adrese gidildi. Bu kez de eve ilk kimin gireceği konusunda polisler arasında tartışma çıktı.

Ağabeyi Koço intikam aldı
Onlar böylece oyalanırken Gargaraça 2 bin liralık ödülün kaçabileceğini düşünüp başında beklediği Hıristanos’u kendi silahıyla vurdu. Tabanca sesini duyan polisler eve doluştular. Hıristanos cansız yatıyordu. Memurlar cesedi kurşun yağmuruna tuttular.
Hıristanos’un cenazesi ertesi gün zorla Sinanköy Kilisesi papazına teslim edildi ve yakındaki bir mezara gömülmesi sağlandı. Kimse onun öldürülmüş olduğuna inanmıyordu. Gargaraça ihbarı kendisinin yaptığının açıklanmayacağı konusunda söz almıştı. Ama polislerle ödül konusunda çekişmeye başlayınca adı sızdırıldı.
Hıristanos’un ağabeyi, Koço ‘muhbir’in peşindeydi. Gargaraça ödülden vazgeçmesine karşılık gizlice Samatya’da bir eve taşındı. Ama Koço’dan kurtulamadı. İki ay sonra kardeşinin katilinin saklandığı evi keşfeden Koço binaya bomba attı ve bu saldırı sonrasında Gargaraça’nın iki çocuğu sakat kaldı.

Yorum Gönder

yorumlar

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir