Çemberlitaşın Sırları

cemberlitas

Çemberlitaş, Beyazıt’tan Sultanahmet’e Yeniçeri caddesinden doğru inerken, o dar tarihi caddenin sol kısmından ilerliyorsunuz hele tranvay durağının kalabalığını atlattıktan sonra geniş bir alan açılır ve Çemberlitaş selamlar sizi. Kırmızıya yakın bir mermer sütunun etrafı çemberlerle çevrili olan bu taşın tarihine uzanalım.
İmparator konstantin bu sütunu Roma’daki Apollan tapınağından söktürerek, Forum Konstantin’e diktirir yani buünkü yerine. İlk yapıldığında sütunun üzerinde güneşi selamlayan Apollon heykeli vardı. Ancak Konstantin 330 yılında İstanbul’a diktirirken kendi heykelini sütunun üzerine koydurmuştur. Daha sonra bu geleneği Bizans İmparatorları Julianus ve Thedosius sürdürerek kendi heykellerini bu sütuna diktirmiş.
Tarih 1081 gösterirken Apollon’un babası Zeus’un siniri bozmuş olmalı ki şimşek isabet etmiş heykele, Heykel yanarken sütun ağır hasar almıştır. I. Aleksios Komnenos sütunu tamir ettirerek üzerine kendi heykeli yerine eski haritalarda çok göreceğiniz Çemberlitaş üzerindeki haç heykelini koyduracaktır.
İstanbul’un fethinden sonra üzerindeki haç indirilmiştir. 1470’li yıllarda “İlk defa İstanbul’un temelini atıp taht şehri iden muzaffer Konstantin’dir. Rum, Yunan ve Latin tarihçiler, bunun menakibini anlatırken rivayet ederler ki Konstantin önce Portekiz, İspanya, Fransa ve İngiltere vilayetlerinin padişahı olan Konstantiyus nam putperest bir melikin oğlu idi. Babası ölünce, yirmi üç yaşında iken Milad-ı Hazret-i İsa Aleyhisselam’ın üç yüz dokuzuncu senesinde babasının yerine Portekiz’de saltanat tahtına cülus eyledi. Üçüncü seneden sonra Roma’da elli birinci kayser olan Maksentius nam kayser, gayet zalim ve habis bir adamdı.(…) Muzaffer Konstantin azim alaylar ile Roma’ya girüp Maksentius’ün tahtına cülus etti. Milad-ı Hazret-i İsa’nın üç yüz on ikisinde Rum Padişahı oldu.

Beşinci senesinde sonra vücudunda lekeler peyda eden bir hastalığa tutulmasıyla o şehrin hekimlerini çağırup, ’benim marazımın ilacını bulun’ deyu ferman eyledi. Anlar dahi ittifak idüp cevab verdiler ki, ’eğer bu şehrin meme emen çocuklarını toplayıp boğazladıktan sonra kanlarını büyük bir kazana doldurup kan ısıcak iken içine girüp oturmıyasınız, bu marazdan halas olamazsınız’ dediklerinde emreyledi ki, şehrin meme emen çocuklarını valideleriyle toplayalar.

Mezhur Konstantin anaların feryatlarını göricek çocuklara merhamet idüp, ’ben bu marazdan helak dahi olursam olayım. Nahak yere bu kadar günahsız çocuğun kanlarına girmeyeyim. Analarına ikişer altın vireler ve evlatlarıyla beraber azad idüp evlerine göndereler’ deyü buyurdu.

Ol gece rüyasında ’Ümmet-i İsa’dan gizli olan Silyostros nam üsküfe baş vurursan marazdan kurtulursun’ derler. Uyandıkda filhal mezhur hakimi isteyüp getirilmesini ferman eyledi. Varub getürdüler. Mezbur üsküf gördükte dedi ki, ’eğer putlarını terk idüp, bundan sonra Hazret-i İsa’yı hak peygamber bilüp şeriatını tasdik edersen ilaç eylerim’ dedikte, ol saat imana gelüp Hazret-i İsa’nın din ve milletini ve emrettiklerini ve nehyettiklerini tamamen kabul ve putlarını inkár etti ve hepsini kırdı. Bunun üzerine hakim ilac idüp marazdan kurtuldu.”

“Saltanatının on sekizinci senesinden sonra rüyasında gördü ki, bir münasip ve bir büyük şehir bina eyleye. Ol sebebten Roma’dan çıkup diyar diyar gezüp Selanik’e geldikte havasını beğenüp orada karar kıldı ve kiliseler ve hamamlar yaptırup sular getirdi.

Çemberlitaş Osmanlı
Yavuz Sultan Selim tarafından tadilatı yapılan sütun II. Ahmet zamanında çıkan büyük bir yangınla ağır hasar alır ve etrafı demir çemberlerle çevrilir. O gün bugündür o sütuna Çemberlitaş denir. Roma’da Apollon sütunu ile başlayan kaderi İstanbul’da Çemberlitaş olarak devam etmiştir.
Çemberlitaş, İstanbul’un yedi tepesinden birine dikilerek ne kadar önem arz ettiğini anlayabiliriz. Öyle ki o taş Avrupa’nın dört bir yanından insanları canı pahasına yanına getirtmiştir. Tarih kitaplarında anlatıldığına göre haçlı savaşlarında Avrupa’da asker toplamak üzere rahipler tarafından başlatılan kampanyada Çemberlitaş’ın altında İsa’nın kutsal kadehi içindir. Çemberlitaş, Beyazıt’tan Sultanahmet’e Yeniçeri caddesinden doğru inerken, o dar tarihi caddenin sol kısmından ilerliyorsunuz hele tranvay durağının kalabalığını atlattıktan sonra geniş bir alan açılır ve Çemberlitaş selamlar sizi. Kırmızıya yakın bir mermer sütunun etrafı çemberlerle çevrili olan bu taşın tarihine uzanalım.

Hezarfen Hüseyin Çelebi’nin Seyahatnamesin’de Çemberlitaş

İki seneden sonra büyük bir bulaşıcı hastalık çıkup askerlerinin yarısından ziyadesi helak oldu. Ol sebebden ve Şapur nam Acem şahı üzerine sefer iktizası ile Anadolu’ya geçerken, Halkedoyn dedikleri şehre ki, halen Kadıköyü denmekle maruftur, oraya konup, eskiden ol şehri Acemler harap etmiş görüp tamirine ferman eyledi.

Ol eyyamda Halkedoyn’da ekabirden bir üstad hakim var idi. Adına ihvayis derler idi. Hüsnü tabir ile ’Padişahım şehrin binasını Vizantio yerine yapsanız daha münasip görünür’ dedikte, Konstantin dahi hüsnü itikad ile İstanbul tarafına geçüp havası gayet ile latif yer ve şehir olmaya münasip görüp Milad-ı İsa’nın üç yüz yirmi dördüncü senesinde temelin atup binasına mübaşeret eyledi. Namını Konstantaniye kodu.

Bundan sonra Roma’dan vesair vilayetlerden ekabirler ve tüccarlar getirdüp mamur eyledi. Ve saltanat şehri yaptı.

Miladın üç yüz yirmi dokuz senesinde Tavuk Pazarı’ndan vaki olan kırmızı dikilitaşı (çemberlitaş) o oraya koydu. Bu amudun oraya konmasının sebebi şudur:

Validesinin namı ki Helena nam hatundur. Kudüs-ü Şerif ziyaretine varup Kamame nam kilisayı bina eyledikçe, Hıristiyanların itikadınca Yahudiler’in Hazret-i İsa’yı üzerine gerdikleri salibi ve eline ve ayağına vurdukları mıhları (çivileri) ve bazı mucizeyere ait eserleri Yahudilerden alup oğlu Konstantin’e hediye getürdü. Ol dahi, tazim ile alup, hazinesinde sakladı. Sonra zaman ile hatırına geldi ki, bizden sonra gelen melikler, caiz ki, bu mübarek eserlerin kadrini bilmeyüp saygıda kusur ideler, yahut saklamayup yabana atarlar. Büyük günah ola. Emreyledi ki: Yerin altında kargir ve metin bir hücre bina idüp, ol hücrenin içine mezkur asarı koyup saklayalar. Sonra üzerine halen mevcut olan kırmızı amudu alamet için kodu.”

Okuduğunuz gibi, Çemberlitaş’ın altında olduğu iddia edilen odada, kutsal hazinelerin olduğunu ilk yazan Türk tarihçi Hezarfen Hüseyin Çelebi’ydi. Ama bugün olduğu gibi dün de Çemberlitaş’ın altındaki kutsal hazineler bu toprakların hep gündeminde oldu. İddiaları sayfalarına taşıyanlardan biri de, “Mecmua-i Fünun” idi.
Yavuz Sultan Selim tarafından tadilatı yapılan sütun II. Ahmet zamanında çıkan büyük bir yangınla ağır hasar alır ve etrafı demir çemberlerle çevrilir. O gün bugündür o sütuna Çemberlitaş denir. Roma’da Apollon sütunu ile başlayan kaderi İstanbul’da Çemberlitaş olarak devam etmiştir.
Çemberlitaş, İstanbul’un yedi tepesinden birine dikilerek ne kadar önem arz ettiğini anlayabiliriz. Öyle ki o taş Avrupa’nın dört bir yanından insanları canı pahasına yanına getirtmiştir. Tarih kitaplarında anlatıldığına göre haçlı savaşlarında Avrupa’da asker toplamak üzere rahipler tarafından başlatılan kampanyada Çemberlitaş’ın altında İsa’nın kutsal kadehinin
olduğu ve o kadehten içenin ölümsüz olacağı söylentisi binlerce kişiyi o yollara dökmüş, Bizans İmparatorunun şehrin kapılarını bunlara açmasıyla da şehir ağır hasar almıştır. Ayasofya’da ki mozaik prinç levhalerın alt kısımlarının eksik olduğunu farketmişinizdir. Haçlı askerleri bunları altın sanıp erişebildikleri yere kadar yağmalamıştır. Peki Çemberlitaş nasıl oldu da İsa’nın kutsal kadehini bünyesine aldı. Bu konudaki rivayelerin en çok bilineni ise şudur:
Konstantinus’un validesinin adı Helena adında bir kadındır. Helana Kudüs’ü ziyarete gittiğinde orada Kemame adında bir kilise inşa ettirir. Hristiyanlar da ona kendilerince mukaddes olan Hz. İsa’nın üzerine gerildiği salibin parçalarını, ellerine ve ayaklarına vurulan mıhları ve bazı mucizelere ait eserleri getirip verirler. O da, bunları alıp oğlu Konstantinus’a hediye olarak götürür. Konstantinus tazimle bunları alıp, hazinesine götürür.
Zamanla kendisinden sonra gelecek hükümdarların bu mübarek eserlerin kadrini bilmeyip saygıda kusur edebilecekleri, bunun da büyük günah olacağı aklına gelir. Yerin altına taştan sağlam bir hücre inşa edilmesini ve bu eserlerin oraya konulmasını emreder. Sonra da üzerine halen mevcut olan Çemberlitaş’ı işaret olması için diker.

ATATÜRK DE ÇEMBERLİTAŞ’LA İLGİLENDİ

Çemberlitaş’ın altındaki kutsal hazineyle ilgili haberler Cumhuriyet döneminde de sürdü. Atatürk yurtdışından arkeologlar getirtti. Tarih Mecmuası 1968 yılında üç sayısını bu konuya ayırdı. Ünlü tarihçiler bu konuda makaleler kaleme aldılar.

1918 yılında İstanbul işgal altında iken Vatikan’dan bir grup rahip, Çemberlitaş’ın yakınındaki Vezirhan’dan oda kiraladı. Buradan tünel kazıp Çemberlitaş’ın altına gitmek isterlerken yakalanıp sınır dışı edildiler.
Atatürk bile Çemberlitaş’ın sırrıyla ilgilendi. 1929 yılında yurtdışından arkeologlar getirtti ise de bir sonuç alamadı. Çemberlitaş’ın sırrı 1960’lı yıllarda yine gündeme geldi. Gündeme getiren ise yine bir yayın organıydı: Tarih Mecmuası.

Bakın ünlü tarihçi Yılmaz Öztuna, 1 Haziran 1968’de neler yazmıştı: “Hazret-i İsa’nın gerildiği hakiki Haç’ın İstanbul’da Çemberlitaş’ın altında olduğu hakkındaki görüşü kuvvetlendirecek deliller mevcuttur.

“Ludwig Völkl’in 1957’de Münih’te basılan ’Der Kaiser Konstantin’ adındaki ihtisas monografisinde bu fikri destekleyecek satırlar vardır. (Örneğin) Haç’a ait parçalarla beraber Hazret-i İsa’nın kanının bulaştığı topraklar da getirilmişti Bu kutsal eşya ile beraber, başka kutsal nesneler de bulundu. Bunlar, Hazret-i İsa’nın havarilerinden Andreas’ın ve İncil’i yazı diline geçiren havarilerden Lukas’ın mantoları idi. Anadolu’nun iki yerinde bulunan mantolar, inşası bitmek üzere olan Havariyun Kilisesi’ne konuldu. Haç’la beraber Çemberlitaş’ın altına nakledilip edilmediği hakkında Völkl bir şey söylemiyor. Encyclopaedia Britannica’nın Cross maddesinde, gerçek Haç’ın 326 yılında İmparatoriçe Helena tarafından bulunmasının, Hıristiyan dininin inanışlarından olduğu belirtiliyor. Yani Helena’nın İstanbul’a bir Haç getirdiği muhakkaktır.
Haç’ın Helena tarafından İstanbul’a getirildiğini St. Ambroise, Rufinus, Sulpicius Severus gibi çağın en muteber Hıristiyan tarihçileri yazmaktadırlar.”

Çemberlitaş Resterasyon

Her ne kadar efsane denilsede bundan birkaç yıl öncesine kadar tadilatta olan ve üzerinden birkaç yıl boyunca kaldırılmayan iskele ile yıllarca dışarıya kapalı bir görüntü sergileyen Çemberlitaş için o yıllarda da bir söylenti dolaşmaktaydı halk arasında! Bin yıllar önce haçlı askerlerini getirten bu taş bu seferde restarasyon bahanesiyle kadehi arıyorlar denilmesine sebep oldu.

Çemberlitaş İstanbul’a dikilen önemli taşların kuşkusuz başlarında gelir. Çevresindeki yapılar biraz görkemini zedelese de asıl bence zararı halkımızın bu taş hakkında nerdeyse hiç bilgi sahibi olmaması vermektedir..!

 

Yorum Gönder

yorumlar

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir