Mustafa Suphi’yi Kim Öldürdü

suphi

1920 yılının soğuk kış günlerinde hemen herkes Bolşeviklerden ve onların getirmeye çalıştığı yeni düzenin iyiliklerinden bahse­diyor, tek kurtuluş yolunu Bol­şevik olmakta görüyordu. ‘Yeşil ordu söylentisi doğuda bir efsaneye dönüşmüş. Bakü’de kurulan TKF’nin (Türkiye Komünist Fır­kası) komünist birliklerinin Anadolu’nun sınırla­rında beklemekte olduğu söylentisi yayılmıştı. Bu yakın ilgi sonucu Türkiye Gizli Komünist Partisi,Resmi Komünist Partisi ve Yeşilordu Cemiyeti, Bakü’deki Türkiye Komünist Fırkası ve Türkiye Halk iştirakiyûn Fırkası kuruldu.

Gelin görün ki bunca Bolşevik edebiyatının yanında Rusya’daki ihtilalin ve kurulmakta olan yeni düzenin niteliği hakkında Anadolu’da ciddi bir bilgi birikimi yoktu. Bolşeviklik demek, yal­nızca “Her ulusun isterse bağımsız olacağı inancı­nın hakim olması” demekti. Anadolu’daki Bolşevik hareketlerin liderleri o kadar farklı kimliklerle karşımıza çıkıyorlardıki. gerçek kimliklerini kestirmek güçtü, örneğin Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreteri Hak­kı Behiç Bey İttihatçı ve Hilafetçiydi. Yeşilordu Cemiyeti’nin yönetim kadrosundan Yunus Nâdi ittihatçıydı. Şeyh Servet, Eyüp Sabri. Hüsrev Sami gibi hemen hepsi İttihatçı olan mebusların idare heyetinde olduğu Yeşilordu Cemiyeti ile Resmi Komünist Fırkası bizzat Mustafa Kemal’in emriy­le kurulmuştu. Peki Mustafa Kemal Bolşevizm konusunda ne kadar samimiydi? Bu soruya cevap olarak, amacının (sonraları bir valiye atfedilen) “Eğer komünist olmak gerekiyorsa onu da biz yaparız” düşüncesi­nin bir yansıması olduğunu söyleyebiliriz.

Enver Paşa’nın adamlarına kurdurttugu Bakü’deki Türkiye Komünist Fırkası 27 Mayıs 1920’den sonra kontrolden çıkınca komünistle­rin eline geçti. Mustafa Suphi ve ekibi TKF’yi ele geçirdikten sonra Enver Paşa ve adamlarını parti­den uzaklaştırarak Anadolu’daki Milli Mücadele hareketinin liderliğini almak üzere hazırlıklara giriştiler.
Siyasî hayatına İttihatçı olarak başlayan Mus­tafa Suphi dışlanınca Moskova’ya kaçmış, burada komünizmi benimsemişti. Ekim Ihtilali’nden son­ra Sovyet yöneticilerine kendisini Türk ve Müslü­man bir Bolşevik olarak kabul ettirdi. Komüniz­mi tam anlamıyla benimseyen ve Anadolu’nun kurtuluşunu bu ideolojide gören Suphi. Sovyetler Birligi’ne yaslanarak Anadolu’ya geçip komünist yönetimi kurmayı amaçlıyordu.
Suphi’nin TKF’si Ankara’dan izin almadan. Rusya’dan Anadolu’ya giriş noktası olan Doğu Ka­radeniz ile İstanbul ve Zonguldak’ta örgütlenme faaliyetlerine girişti. TKF. 1920 ortalarına gelindi­ğinde Karadeniz sahillerinde örgütlenmesini bü­yük ölçüde tamamlayarak ilk şubelerini Trabzon. Rize ve Zonguldak’ta açacaktı.
Suphi bir yandan Anadolu’ya gizli propa­gandacılar gönderirken, diğer yandan Ankara Hükümeti’yle ilişkiye girerek BMM’nin Bolşeviz^ me bakışını öğrenmek. Anadolu’ya gelip Rusların verdiği destekle yönetimi devralmak için nabız yoklamaya girişti.
Topal_Osman_Agha

Topal Osman 1912

İlk olarak 15 Haziran 1920’de BMM Başkanı Mustafa Kemal’e yazdığı bir mektu­bu. 1. Dünya Savaşı’nda tutsak düşen ve sonradan TKF üyesi olmuş bir subay olan Süleyman Sami ile gönderdi. •

Mektupta Bakü’deki lştirâkiyun Teşkilatı’nın kuruluş amacı ve örgütlenmesi hakkında bilgiler verildikten sonra Bolşevik Rusya ile BMM arasında ilişkilerde tanınması gereken tek merci statüsün­deki TKF’nin Anadolu’ya yardıma hazır olduğu ve gerekli izahatın Süleyman Sami Bey tarafından yapılacağı bildiriliyordu. Kâzım Karabekir’e bağlı olan ve zamanın gizli polis teşkilatı ‘P’ adına

çalışan Süleyman Sami’nin izahatı. Suphi’nin yönetimi devralmak üzere geleceği yönündey­di. Üstelik Rusya’nın yapmayı düşündüğü askeri yardımdan bahsederek sert ve tehditkâr bir dille yönetimin Suphi’ye devredilmesini belirtiyordu.
Bu arada Kâzım Karabekir’den gelen bir telg­raf. Süleyman Sami’nin ifadelerinin yalan ol­duğunu gösterecekti. Telgrafta Halil Paşa’nın Bakü’den bir askeri birlikle beraber. Rus Elçi­lik Kurulu’nun ilk takımı ve yarım ton altınla Beyazıt’a geldiği haber verilmekteydi. Böyle­ce Süleyman Sami’nin çabaları boşa gitmiş. Ankara’ya gitmesine izin verilmemiştir.
Suphi ilk girişiminin başarısız olmasına aldırış etmeyerek kendisini Ruslarla ilişkilerde tek yet­kili olarak gösterme çabalarını sürdürdü. Bu kez Süleyman Sami gibi sert mizaçlı, siyasî üslûptan anlamayan bir askeri değil. ılımlı ve siyasî göre­neği bilen Zor Sancağı eski Mutasarrıfı Salih Zeki Bey’i Anadolu’ya gönderdi.
Eylül ayında yapılan Şark Milletleri Kongresi’ne dogu bölgesinden katılım oldukça yüksekti: bu da Salih Zeki’nin propagandalarının başarılı ol­duğunu gösteriyordu. Mustafa Kemal, dogu böl­gesinin kendisinden habersiz katılımına bozulup çok sert tepki gösterse de kongreye Meclis adına delege göndermekten vazgeçmedi. Şurası bir ger­çek ki. kongreden tek umduğunu bulan. Mustafa Suphi olmuştu.
Karabekir’in Suphi’yi durdurma planı
Şark Milletleri Kongresi’nde Rusların büyük desteğini alan Suphi, artık Anadolu’ya geçmek için uygun zamanın geldiğini düşünüyordu. Üstelik Anadolu’da birçok sol teşekkül kurulmuştu ki. bu durum da onu cesaretlendiriyordu. Niyetini bir mektupla Mustafâ Kemal’e yazarak, Anadolu hareketinin liderliğinin, işbirliği adı altında ken­disine devredilmesini istedi. Mustafa Kemal ceva­bında Ankara’nın TKF ile işbirliğine hazır oldu­ğunu fakat bütün faaliyetlerin BMM’nin izniyle yapılabileceğini. Suphi’nin Anadolu’ya geçmesi­ne gerek olmadığını belirtiyordu. Anlayacağınız. Suphi’ye kibarca “gelme” diyordu.

Bu uyanlara aldırmayan Suphi. Rus Büyükel­çisi Midivani’yle birlikte 28 Aralık 1920’de. An­kara Hükümeti’yle görüşme talebiyle Kars’tan Türkiye’ye girdi. Aynı günlerde Moskova Büyükelçiligi’ne atanan Ali Fuat Paşa. Rıza Nur ve Kâzını Karabekir de Kars’ta idi. Heyet resmî bir törenle karşılandı ve Kâzım Karabekir onurlarına yemek verdi. Yemekte Mustafa Suphi. Karabekir’e resmî konuk olarak Ankara’ya gitme isteğini açtı.
Bu istek. Mustafa Kemal’in “gelmeyin” uyarısı­na rağmen tekrarlanınca. Hükümet Suphi ve eki­binin Ankara’ya gönderilmemelerini kararlaştı­rarak durumu Kars’ta bulunan Karabekir Paşaya telgrafla bildirdi. O da haberi Erzurum Valisi Deli Hamit Bey’e aktarınca. Hamit Bey ekibi güdümlü halk tepkisi ile Erzurum’dan uzaklaştırmayı üst­lendi. Plan Karabekir. Ankara ve Hamit Bey ara­sında yapılmıştı.
Durumdan şüphelenen Suphi, yanına Rus Bü­yükelçisini de alarak Karabekir Paşa’yı ziyaret edip Erzurum ve Trabzon’da hakaret ve suikasta uğramayacaklarına dair Vali Beyin teminat ver­mesini, yoksa Bakü’ye geri döneceklerini belirtti. Rus Büyükelçisi’nin gözleri önünde. Ankara’ya gitmek için Kâzım Karabekir’den teminat istiyor­du; çünkü onun için Paşa’nın teminatı önemliydi. Ne de olsa o da Bolşevik olarak bilinmekte ve za­man zaman Bolşeviklerle işbirliği yapmakta idi. Üstelik Midivani’nin önünde bu teminatı vermek­ten kaçınamayacağını düşünüyor olmalıydı.

Çaresiz kalan Kâzım Karabekir Hamit Bey’e 11 Ocak 1921’de durumu bildirdi. Böylece Suphi ve arkadaşlarına karşı Rus Büyükelçisi’nin önün­de sözde koruyucu bir tutum takınıyordu. Asıl arnacıysa Suphi ve ekibini. Ankara’ya gitmelerini engellemek üzere doğrudan sınır dışı etmek ye­rine “Halk sizden nefret ediyor” havası yaratarak göndermekti. Sonunda Hamit Bey’in teminatı vermesiyle kafile 14 Ocak’ta Kars’tan Erzurum’a hareket etti.
Mustafa Suphi’nin Kars’a geldiği Erzurum’da duyulunca şehirde çok sert bir Bolşevizm karşı­tı hava esmeye başladı. 15 Ocak 1921’de Kars’tan Erzurum’a hareket ettiği haberi üzerine ise Er­zurumlular arasında hükümete karşı galeyanlar olmaya başlamıştı.
Bunun yanında aynı gün Ebulhindili Cafer’den gelen bir telgraf, galeyanın daha da artmasına neden oldu. Enver Paşanın adamı olduğundan şüphe edilmeyen birinden gelen telgraf. Mustafa Suphi’nin Erzurum’da karşılaştığı protestoların en büyük nedeni olarak görülmektedir. Telgrafta “Serian Bolşevik olunuz, kesiniz, kırınız, herkesi seviyenize indiriniz” diyerek provokatörlük yapı­lıyordu.
Bu arada Bolşevizme karşı olan Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Merkez Heyeti üye­leri, hükümete tepki olarak toptan istifa ettik­lerini açıkladılar. Doğu Anadolu’daki Bolşevizm rüzgârından ve Suphi’nin Anadolu’ya gelme­sinden Ankara’yı sorumlu tutuyorlardı. Bunun üzerine Erzurumlular, hükümete güvenlerini kaybettiklerini ve Bolşevizmle mücadele etmek istediklerini belirterek 16 Ocak’ta Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yerine Muhafaza-i Mukaddesat ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ni kurdular.

Erzurum’da tepkiyle karşılaşacağını bilmesine rağmen Suphi ve ekibi. 22 Ocak 1921’de trenle Erzurum’a geldi. Raif Efendi’nin başkanlığında­ki Mukaddesat Cemiyeti üyeleri ziyaret ederek ülkeye geliş sebeplerini sordular. Aldıkları cevap tam tatmin etmiş olacak ki. ekibi halkla baş başa bıraktılar. Tren istasyonunda başlayan gösteriler her tarafa yayıldı. Suphi ve ekibi. Erzurum’da kaldıkları sürede hakarete uğrayıp tartaklandılar. Kendilerine ikametgâh sağlanmadı ve yiyecek ve­rilmedi. Bu tepkiler anında Vali Hamit Bey tara­fından telgrafla BMM Başkanlığı’na bildiriliyordu.
Mustafa Suphi ve ekibi ısrarla Erzurum-Sivas yoluyla Ankara’ya gitmek istiyorlardı; fakat yo­lun tehlikeli olduğu bahane edilerek Trabzon’a gönderildiler. Trabzon sınırına kadar da kendi­lerine eşlik etmek üzere bir jandarma müfrezesi görevlendirildi. Heyetin kış şartlarıyla kızaklarla Trabzon yoluna düşmesiyle birlikte Vali Hamit Bey. Bayburt kaymakamına bir telgraf çekip Sup­hi ve adamlarının ajan olduğunu haber verdi ve Erzurum’da yapılan protesto ve halk tepkisinin Bayburt’ta da yapılmasını talep etti.
Suphi ve ekibi Bayburt’tan geçerken beklendi­ği gibi Erzurum’daki muamelenin aynısıyla karşı­laştılar. Üstelik ekip burada fire verdi. Trabzon’da mektup olayından sonra Karabekir’le anlaşan Süleyman Sami ve Mehmet Emin Bey, onun em­riyle hasta raporu alınarak Bayburt’ta bırakıldılar. Böylelikle heyetten ayrılan bu iki kişi, ertesi gün Erzurum’a götürülerek burada Karabekir’e Suphi ve ekibi hakkında özel bilgiler içeren bir rapor sundular.
Suphi heyeti. Vali Hamit Bey’in emirleri doğrultusunda aç ve susuz, 28 Ocak 1921’de Trabzon’a ulaştılar. Burada da halkın aleyhte gösterileriyle karşılanacaklardı. Heyet Trabzon’a girişte bir fire daha verdi. Yahya Kâhya’nın dava vekili olan Mehmet Efendi’nin kardeşi Veteriner Yüzbaşı Abdülkadir. Maçka Kaymakamının em­riyle Trabzon’a girişte alıkondu. Suphi’nin karı­sı da Maçka’da bırakıldı. Böylece Erzurum’da 19 kişi olan heyet. Trabzon’da 15’e düşmüştü.
Trabzon’da Rus Hükümeti Konsolosu Bagi-rov da hazırlık yapmış, heyeti bekliyordu. »

Bu yüzden heyet şehir merkezine doğrudan so­kulmadı. Suphi’nin gelişinden haberdar olan Yahya Kâhya, ekibin yolunu şehrin dışındaki Değirmendere’de kesti ve şehre sokmayarak Çömlekçi Mahallesi’nin alt yolundan iskeleye getirdi. Daha sonra ekip gizlice şehir merkezine götürüldü.
Suphi Trabzon’a geldiği zaman İstikbal Oteli’nde bir süre bekletilerek ünlü İttihatçı­lardan Hafiz Mehmet Bey ile görüştürüldü. Trabzon’da Suphi ile görüşen tek şahıs olan Ha­fiz Mehmet, ona Batum’a gitmesini tavsiye etse de Batum’a değil. Ankara’ya gitmek niyetinde olduğunu sezdi. Anladı ki Suphi Moskova’ya eli boş dönmek istemiyordu: aksi halde itibarı sıfira inebilirdi.
Karadeniz Bolşeviklere mezar oldu
Hafiz Mehmet, onun Batum’a gittiğinden emin olmak için Yahya Kâhyanın motorlarından biriyle yola çıkmasını teklif etti. Suphi’nin bu tek­lifi kabul etmesi için de yakın zamanda yabancı bir vapurun Trabzon’a gelmeyeceğini, isterse ka­rayolunu tercih etmesini söyledi. Karayolunun ne denli tehlikeli olduğunu bilen Suphi, Yahya Kâhya’ya muhtaç edilmişti. Mecburen Hafiz Meh­met Bey’in teklifini kabul etti.
Hafiz Mehmet Bey anılarında. Suphi’nin Yah­ya Kâhya’nın adamlarını parayla satın alabile­ceğini hesap ettiği için bu teklifi kabul ettiğini, fakat Yahya Kâhya’nın da bu ihtimali hesap ede­rek motora en sağlam adamlarını yerleştirdiğini söylemektedir.
Vurucu tim Faik Kaptan. Gavur İmam Rahmi. Hocanın Hasan. Servet Reis. Kâhya’nın kardeşi Hüsnü. Şevki Dayı ve Kamış Osman’dan ibaretti, ikinci motor Suphi’nin ekibini taşıyan motordan bir gün önce denize açılmış ve ertesi gün. yani 28 Ocak 1921’de, öğleyin yola çıkan motoru gece yansı kararlaştırılan yerde beklemeye başlamıştı. Gece yansı Suphi’nin yolculuk eniği motora yak­laşıp ekibin tamamını öldürdüler. Denize atılan cesetlerin hiçbirine ulaşılamadı. Böylece Karade­niz o gece Mustafa Suphi ile birlikte 14 arkadaşı­na mezar olmuştu. Ankara Hükümeti olayı deniz kazası olarak göstererek sorumluluk almaktan kaçınacaktı.
Suphi’nin Maçka ilçesinde bırakılan eşinin akı­betinin ne olduğu hakkında kesin bir bilgi olma­makla beraber. Mahmut Goloğlu yaptığı araştır­malara dayanarak şunları kaydeder:
“O günlerde yaşayan birinin bana anlattığına göre, genç kadın Yahya Kâhya tarafından Çömlek­çi Mahallesi’nde. Kâhya’nın adamlarından birine ait olan bir eve kapatılmış ve eve bir de muhafız konulmuş. Aradan epey zaman geçtikten sonra kadın, muhafiz ile anlaştığını sanarak saklı tutul­duğu evi tarifeden bir kağıdı Rus Konsolosluğu’na göndermiş, fakat muhafiz kağıdı doğrudan Yahya Kâhya’ya götürmüş ve ondan sonra da bu kadını bir daha gören olmamıştır.”
Mete Tuncay, Yahya Kâhya’nın Mustafa Suphi’nin karısını kendisine kapatma yaptığının ve heyetin elinden gasp ettiği kıymetli mücev­herleri de hükümete vermeyip alıkoyduğunun halk arasında dilden dile dolaştığını söylemekte­dir. Suphi ve ekibinin üzerinde bulunan para ve diğer değerli eşyanın akıbeti hakkında Karabekir Trabzon’daki 3. Kafkas Tümen Komutanı Nuri Bey’e resmî yazı yazmış: Nuri Bey de verdiği ce­vapta herhangi bir bilgilerinin olmadığını ve tu­tanaklarda bir kayıt bulunmadığını söylemiştir.
Öldürme emrini kim verdi?
Cinayeti işleyenin Yahya Kâhya olduğu kesin olmasına rağmen öldürme emrini kimin verdiği halen açıklığa kavuşma­mıştır. Kimilerine göre Kâzım Karabekir. kimilerine göre Mustafa Kemal, kimile­rine göreyse Enver Paşa’dır emri veren. Fakat iddiaların Mustafa Kemal üzerinde yoğunlaştığı görülür.
Cemal Kutay. cinayet emrini verenin ! Mustafa Kemal olduğunu söylemekte ve ‘ Yahya Kâhya’yı yere göğe sığdıranıamaktadır. İstanbul basınının da olayı Ankara’ya ve Mus­tafa Kemal Paşa’ya mal ettiğini söyleyerek düşün­celerine dayanak sağlar. Refî Cevat Ulunay’ın Memdar’ı. “Zavallı Mustafa Suphi” isimli maka­lede “O da nihayet onların kurbanı oldu; yine onların hain kurşunlanyla diyar-ı ahiret eyledi” ifadelerine yer vermektedir.

Cinayetten Ankara’yı sorumlu tutan bir diğer yazar olan Mahmut Gologlu. Suphi ekibinde bu­lunan ve Trabzon’da ekipten ayrılarak hayatta kalabilen Veteriner Yüzbaşı Abdulkadir Bey’in hatıralarına dayanarak cinayet emrini verenin Ankara olduğunu ima eder. Abdulkadir Bey’in rivayetine göre. Yahya Kâhya ağabeyi Mehmet Efendiye. “Mustafa Suphi ve arkadaşlarını or­tadan kaldırmak için Ankara’dan emir aldığını” söylemiştir. İnönü’nün damadı Metin Toker de “Tabii o konjonktür içinde böyle bir temizleme harekâtı Sovyetlerin göstereceği tepki bakımın­dan cüretli bir teşebbüstü; fakat buna rağmen, demek ki Sovyetlere iyi teşhis konulmuştu” di­yerek olayın arkasında Ankara’nın bulunduğunu ima etmektedir.
Tasfiye sürecinin halkaları
Mete Tuncay Yahya Kâhya’nm oğlu Osman Kâhya’dan aldığı 1967 tarihli bir mektuba dayana­rak cinayet emrini verenin Mustafa Kemal oldu­ğunu söylemektedir. Fethi Tevetoglu. “Atatürk’ün basireti sayesinde yok edildiler” diye yazmıştır. Aynı iddiayı Hüsamettin Eıtürk de tekrarlar. Son olarak Nazım Hikmet, cinayetin Ankara’nın em­riyle işlendiği kanaatini ortaya atan ve sol çevrelerin Mustafa Kemal Paşa ve Trabzon’daki  eşrafışını yansıtan bir şiir yazmıştır, Öldürme emrini Enver Paşa’nın verdiğini iddia eden Yusuf Hikmet Bayur. onun Bakü Şark Miletleri Kongresinde Ruslar karşısında ikinci pla­na itilmesinin intika­mını aldığını belirtir. Zaten cinayetin baş aktörleri olan Kâhya Hamit Bey. Enver Paşa’ya yakın durmuş­lardır. Üstelik cinayet işlendiği sırada Enver Paşa’nın önemli adamı Küçük Talat da (Muşkara) Kâhya’nın yanındadır. Yani Bayur’a göre cinayeti Enver Paşa’nın Trabzon’daki adam­ları Küçük Talat ve Yahya Kâhya tezgâhlamış ola­bilirler. Zamanın istihbarat müdürü Feridun Kande-mir de aynı fikirdedir. Rasih Nuri İleri, Enver Pa-şa-Mustafa Suphi düşmanlığını daha eskilere da­yandırmakta ve cinayetin Enver Paşa tarafından işlettirildiğine dair kesin hükmünü ortaya koy­maktadır. Cinayetin işlendiği tarihlerde İnebolu Kaymakamı olan Ahmet Kemal Vannca’ya göre de Yahya Kâhya-Küçük Talat işbirliğiyle öldürül­müş, böylece Enver Paşa’nın intikamı alınmıştır. Varınca’nın iddiasını Yenibahçeli Şükrü’nün anı­lan da desteklemektedir.
Burhan Oğuz. üvey babası Şükrü Bey’den ak­tardığına göre. Küçük Talat’la birlikte o tarihler­de Rize’de bulunan Şükrü Bey Anadolu’ya girme­ye hazırlanan Mustafa Suphi hakkında Küçük Talat’ı uyarmış, o da Yahya Kaptan’a Suphi’yi öldürtmüştür. TKF’nin merkezi komitesinde yer alan Giritli Ahmet Cevat (Emre). Pavloviç-VVeltman’a yazdığı protesto mektubunda, ci­nayeti Trabzon’daki İttihatçıların planladığını söylemektedir. Türkistan Milli Komitesi eski baş­kanı Osman Hocaoglu da Enver Paşa’yı sorumlu tutanlardandır. Ona göre Kâhya’ya cinayet emri­ni veren Hacı Selim Sami’dir.
Bu cinayetin sır perdesi. Yahya Kâhya’nın 1922 Temmuzunda öldürülmesiyle iyice kalınlaşacak-tır. Fakat bu olay üzerinde komplo teorileri üre­tenler geri durmazlar. Olayın üstüne gidenlerin sonuysa hep hüsran olur. Cinayeti araştıran Ali Şükrü Bey faili meçhul bir cinayete kurban git­miş, olay Topal Osman’ın üzerine kalmış, o da Meclis Muhafız Birliği’nin komutanı İsmail Hakkı Tekçe tarafından vurulmuştur.
Kimse bu cinayetler zinciri arasında bir bağ olmadığını iddia edemez. Öyle ya da böyle söz konusu cinayetlerin hepsi bir tasfiye sürecinin halkalarıdır.

Yorum Gönder

yorumlar

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir