Şehzade Mustafa ‘Öldürüyorlar beni baba!’

Osmanlı Devleti’nin onuncu padişahı I. Süleyman’ın (Kanunî) oğulları arasında tahta geçmeden nam salmış bir şehzade idi Mustafa. Padişahın Saruhan sancakbeyliği döneminde Manisa’da doğmuştur, validesi ise Kanunî’nin ilk gözdesi olan Mahidevran’dır. Çocukluk yılları Manisa’da geçmiştir. Yavuz Sultan Selim’in vefatıyla birlikte babasının tahta geçmesiyle, o da validesiyle birlikte İstanbul’un yolunu tutmuştur. Kendisinden önce doğan kardeşleri Mahmud ve Murad’ın küçük yaşta ölümleriyle büyük şehzade olarak itinayla yetiştirilmiş, fevkalade tahsil ve terbiye görmüştür. Dönemin Batılı elçileri henüz genç yaştayken onun yetenekli oluşunu belirtmiş ve güçlü bir savaşçı olacağını yazmışlardır. Nitekim yeniçeriler de henüz çocukluğundan itibaren Şehzade Mustafa’yı çok sevmiş, adeta “gelecekleri” olarak görmüşlerdir.

Kanunî’nin haremine sonradan katılan ve fakat “ebedi gözdesi” olan Hurrem Sultan’ın sırasıyla Mehmed, Bayezid, Cihangir ve Selim’i doğurması hem Hurrem’in padişah katındaki kıymetinin artmasına hem de Şehzade Mustafa’nın iktidar şevkinin kırılmasına sebep olmuştur.
Özellikle Mustafa’nın Manisa sancağına annesiyle birlikte gitmesi, Hurrem’in saraydaki etkinlik alanını genişletmiş, evlatlarının geleceğini daha çok ve hırsla düşünebilmesine imkân sağlamıştır. Damat İbrahim Paşa’nın kendi hırsları ve ihtirasları sebebiyle katledilmesi Mustafa’yı çok yalnız bırakmış, annesinden ve en büyük dostu Taşlıcalı Yahya Bey’den başka kimseden beklediği ilgiyi görememesine sebep olmuştur. Burada üzerinde durulması gereken bir nokta da şudur ki; İbrahim Paşa’nın katledilmesinde Hurrem Sultan’ın tek pay sahibi olduğu üzerinde konuşulur, yazılır, çizilir. Bu, sırf Batılı tarihçilerin ve yazarların yorumlarına göre ortaya çıkmış bir durumdur. İbrahim Paşa’nın hayatına bakıldığında, onun nereden nereye geldiği ve özellikle son yıllarında adeta tahtın hakiki sahibiymiş gibi hareket etmesi göz önüne alındığında bu yorumların hiçbir kıymeti kalmamaktadır. Özellikle iki hadise vardır ki İbrahim Paşa’yı hem halk hem padişah nezdinde adeta bitirmiştir. İlki Budin seferinde getirttiği heykelleri ve Herkül, Apollon ve Diyana figürlerini Atmeydanı’nda bulunan sarayının bahçesine koydurtmasıdır. Bundan sonra “frenk” ve “gavur” lakapları alacak, Şâir Figânî’nin bir Acem beyitinden ilham alarak kendi idamına da sebep olacak şu ünlü beyitin herkesin ağzına tabiri caizse sakız olmasına sebep olacaktır:
Tutucu zümreye hoş görünmek isteyen siyasilerin de etkisiyle RTÜK, diziyi yayınlayan kanala “ihtar” cezası verdi ve “Sultan Süleyman’ın mahremiyetini ihlale devam ederseniz diziyi 1 ile 12 kez kapatırız” dedi.
Batılıların “Magnificent/Muhteşem” diye adlandırdığı Kanuni Sultan Süleyman, içki de içerdi, kadınlarla da yatıp kalkardı… O da bir insandı…
Üstün meziyetlerinin, büyük devlet adamlığının ve askeri dehasının yanı sıra, iki oğlunu ve beş torununu boğdurarak öldürtmekle de ünlü idi.

Yıl 1520… Yavuz Sultan Selim “Şiri Pençe/Aslan Pençesi” denilen bir çıbanın vücudunu tahrip etmesi sonucu ölüyor. Oğlu Süleyman 25 yaşında Osmanlı tahtına oturuyor ve 1566 yılına kadar 46 yıl dünyaya hükmediyor.
Yasaklanması istenen dizi film bu büyük padişahın hayatını, Hürrem Sultan’a aşkını, zaferlerini, devlet adamlığını ve zaaflarını anlatıyor.
Tepkiler nedeniyle, dizide göstermeye cesaret edecekler mi bilemiyorum ama Kanuni’nin “2 oğlunu ve 5 erkek torununu acımasızca boğdurttuğu” tarihi bir gerçektir.

Kanuni’nin, 8’i erkek, biri kız, 9 çocuğu dünyaya gelmişti. Şehzadelerden dördü, bir-bir buçuk yaşlarında öldü, padişahın hayatta dört erkek çocuğu kaldı,
Padişahın “veliaht” gözü ile baktığı şehzadesi Mehmet de, 22 yaşında ansızın öldü.
1553 yılına gelindiğinde Kanuni 58, Şehzade Mustafa 39, Şehzade Selim 30, Şehzade Bayezid 28 ve Şehzade Cihangir 23 yaşındaydı.
Konya Valisi olan en büyük Şehzade Mustafa, iyi bir eğitim görmüş, sağlam karakterli, mert bir kişiydi ve babasından sonra hükümdarlığın tek adayı idi.
Ne var ki, Kanuni’nin büyük aşkı Hürrem Sultan, onun değil, kendi oğullarından birinin (Şehzade Bayezid veya Şehzade Selim’in) padişah olmasını istiyordu.
Hürrem Sultan, bir Rus papazın kızıydı ve gerçek adı Roksalan idi. Başka bir cariyeden olan Şehzade Mustafa’nın gözden düşmesi için bin türlü entrika çeviriyordu. Yakın adamı ve damadı olan rüşvetçiliğiyle ünlü Sadrazam Rüstem Paşa da Hürrem’e yardım ediyor, Şehzade’nin ağzından yazılmış sahte “darbe mektuplarını” Kanuni’ye göstererek “Oğlunuz sizi devirmek istiyor” diyordu.
“Muhteşem” denilen o akıllı padişah bu dalaverelere inanmak basiretsizliğini gösterdi.

Bir İran seferi hazırlandı. Şehzade Mustafa’ya da askerleriyle birlikte orduya katılması emredildi. Aslında bu hain bir tuzaktı!
Ordu Konya yakınlarında iken Şehzade Mustafa babasının elini öpmeye gitti. Padişah çadırına girdiğinde babasının orada olmadığını görüp şaşırdı…
Aynı anda, saklandıkları yerden çıkan dilsiz 7 cellat, ne olduğunu anlayamadan Şehzade’nin üzerine atıldı. Mustafa çok güçlü bir gençti. 7 cellatla yiğitçe boğuştu, birkaçını yere serdi, ellerinden kurtuldu, tam çadırdan çıkarken (sonradan paşa yapılan) Zal Mahmut Ağa arkasından yetişip, yorgun düşen Şehzade Mustafa’yı yay kirişi ile boğdu.
Talihsiz Şehzade’nin “İmdaaat! Beni öldürüyorlar baba!” diye yeri göğü inleten çığlıklarını, öbür çadırda bekleyen Kanuni Sultan Süleyman duydu ama yüreği hiç sızlamadı!

Yorum Gönder

yorumlar

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir